Güncel

İyiliğin Geri Dönüşümü: Engel Tanımayan 18 Yıllık Dayanışma

Eskişehir’in sokaklarında başlayan ve 18 yıldır bir çığ gibi büyüyen bu iyilik hareketi, bir Halit Aydoğan ile torunun el ele vererek binlerce insanın hayatına dokunuşunun hikayesi. @Halit Aydoğantorunmavikapak ismiyle tüm Türkiye’nin gönlünde taht kuran bu ikili, “ellerimiz kirlensin, yüreklerimiz asla” diyerek çıktıkları yolda, 18 yıldır bıkmadan ve usanmadan umut topluyor.

Bugüne kadar 1.800’den fazla engelli bireyin dünyasını tekerlekli sandalyelerle özgürlüğe kavuşturan bu muazzam yolculuk, mutluluğun paylaşıldıkça nasıl bir mucizeye dönüştüğünün en somut kanıtıdır. Nisan sayımızda, plastiği özgürlüğe, çabayı hayata dönüştüren bu ilham dolu serüvenin asıl mimarlarıyla, o sarsılmaz “iyilik köprüsü”nün başında bir araya geldik.

Nisan sayımız için hazırlanan bu özel röportajda, plastik kapakları özgürlüğe dönüştüren Halit Aydoğan ve torunu Melike Sarıtaş’ın 18 yıllık ilham dolu yolculuğuna konuk oluyoruz.

Sizi tanıyarak başlayalım. Bu iyilik hareketi ilk kıvılcımını nerede ve nasıl aldı?

Melike Sarıtaş: Her şey ben anaokulundayken okulda düzenlenen bir kapak toplama yarışı ile başladı. Yeterli sayıyı toplayamadığım için dergiye çıkma hakkını kaybetmiştim; eve gelip dedeme ağlayarak durumu anlattığımda o gün bana, “Ağlama, seni ben dergiye çıkaracağım” sözünü verdi. O günden sonra yazın bisikletle, kışın arabayla kapak toplamaya başladık. Sadece bir dergi sayfasından ibaret olan çocukluk hayalim, annesinin sırtında taşınan bir çocuğun “Anne, keşke benim de sandalyem olsa da sen yorulmasan” cümlesini duymamızla ömürlük bir vicdan borcuna dönüştü.

18 yıldır hiç durmadan devam ediyorsunuz. Bu kadar uzun soluklu bir mücadelenin sırrı nedir?

Halit Aydoğan: Biz bu işe 18 yıl önce torunumun gözyaşlarını dindirmek için başladık ama bugün 86 milyonun sağlığı ve mutluluğu için devam ediyoruz. İşin sırrı samimiyet ve inat; torunuma “Gözlerimizi yumana kadar bu projeyi yapacağız” diye söz verdim. Gittiğimiz evlerde ev sahibinin sadece iki bardak çıkarabildiği derin yoksulluklara ama o sandalyeye kavuştuklarındaki o muazzam sevince şahit olduk. Bu mutluluğu bir kez tadınca bir daha bırakamıyorsunuz.

“Mavi Kapak” ismiyle özdeşleştiniz ancak her türlü kapağı topladığınızı söylüyorsunuz. Aradaki fark nedir?

Melike Sarıtaş: Aslında her renk ve her boyut plastik kapağı kabul ediyoruz. Mavi kapaklar ham madde özelliği nedeniyle geri dönüşümde biraz daha değerli ve bizi sandalyeye daha hızlı ulaştırıyor. Ancak bizim için asıl önemli olan kapağın rengi değil, arkasındaki niyettir; çöpten aldığımız her kapak, birisinin özgürlüğe açılan penceresi oluyor. Ortalama 30 bin damacana kapağı veya 200 bin küçük kapak bir araya geldiğinde bir sandalye ediyor.

80 yaşındaki bir çınar olarak bu lojistik süreci nasıl yönetiyorsunuz? Yorulmuyor musunuz?

Halit Aydoğan: Yorulmak ne kelime, bu kapaklar benim hayat enerjim!. Kapaklar bazen çok kirli gelir; hepsini tek tek yıkarım, ayıklarım ve kırım fabrikasına gönderirken dağılmasınlar diye çuvalları ellerimle dikerim. Depomuzda bazen 10-12 ton kapak birikiyor. Sosyal medyada adresimizi bulamayanlar bile “Halit Aydoğan Torun Mavi Kapak” yazarak Türkiye’nin öbür ucundan kapıma kadar gelebiliyor; bu sevgi ve güven varken yorgunluk sadece tatlı bir huzur olarak kalıyor.

Sosyal medyada büyük bir kitleye ulaştınız. Dijital dünya bu iyilik hareketini nasıl değiştirdi?

Melike Sarıtaş: Sayfamızı 2017 yılında sadece dedemle anılarımız kalsın diye kurmuştuk ancak bir anda büyüdü ve tüm Türkiye el ele verdi. Artık sadece kapak gelmiyor; insanlar kıyafet, erzak, oyuncak, hatta sokak hayvanları için mama bile gönderiyor. Biz kurumsallaşmak yerine bireysel bir aile işi olarak kalmak istedik; insanlar o dede-torun sıcaklığını görünce bize daha çok güvendi. Mottomuz hiç değişmedi: “Ellerimiz kirlensin ama yüreklerimiz asla”.

Yolunuza taş koymak isteyenler, zorluk çıkaranlar olmadı mı hiç?

Melike Sarıtaş: Olmaz mı? 18 yılda her şey toz pembe değildi; hesabımız çalındı, kapaklarımız çalındı, işimizi bıraktırmak isteyenler oldu. Lise yıllarımda arkadaşlarım gözümün önünde kapakları çöpe atıp bana vermezlerdi. Ama biz önümüze çıkan taşlara takılmak yerine, onların üzerinden atlamayı seçtik. Çünkü biz biliyoruz ki yarın hepimiz birer engelli adayıyız ve başımızı yastığa koyduğumuzdaki o huzur tüm engelleri unutturuyor.

Kapakların dışında bahçenizde pil biriktirdiğinizi de gördük. Pillerle ilgili bu hassasiyetinizin sebebi nedir? 

Halit Aydoğan: Atık piller, 86 milyonun ortak geleceği ve yaşam hakkıyla doğrudan ilgilidir. Doğaya kontrolsüzce bırakılan tek bir pil bile, 25 metrekarelik bir alanı yaklaşık çeyrek asır boyunca ağır metallerle zehirleme gücüne sahiptir. Bu sinsi zehir önce toprağa, ardından akarsular ve barajlar yoluyla soframıza gelen ekinlere kadar sızmaktadır. Bizler, bu hayati tehlikenin önüne geçmek için pilleri titizlikle topluyor; belediyelerimiz aracılığıyla çimento fabrikalarındaki özel yüksek ısılı ocaklarda güvenli bir şekilde imha edilmesini sağlıyoruz. 

Son olarak, bu röportajı okuyan Kent dergisi okurlarına nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz? 

Melike Sarıtaş: “Bizim kapımız; niyetinde iyilik, heybesinde umut olan her yüreğe sonuna kadar, ardına kadar açık; yeter ki bir elden tutmaya niyet edin, biz o köprüyü beraber kurarız.”

Bu iyilik hareketine destek olmak ve çalışmaları yakından takip etmek için Instagram’da @dedetorunmavikapak sayfasını ziyaret edebilirsiniz.