Kültür

Kalabak Suyu: Bir Şehrin Hafızasında Akan Cumhuriyet Hikâyesi

1920’ler: Cumhuriyet ve Sağlıklı Su Meselesi

Cumhuriyet’in ilk yılları… Eskişehir ise hızla büyüyen, demiryolları sayesinde Anadolu’nun kalbi haline gelen bir şehirdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Eskişehir’e yaptığı ziyaretlerde dikkatini çeken konulardan biri de şehrin içme suyu ihtiyacı olur. O dönem Eskişehir’de kullanılan sular, sağlıklı ve sürdürülebilir değildir. Atatürk’ün talimatıyla şehir için doğal, temiz ve sürekli bir içme suyu kaynağı aranır.Bu arayış, Eskişehir’in güneyinde, Kalabak Dağı eteklerinde sonuç verir.

Kalabak bölgesindeki kaynak suyu; Kireç oranı düşük, Mineral dengesi yüksek, Tat olarak yumuşak, Doğal filtrasyonla yer altından çıkan bir suya sahiptir. Yapılan incelemeler sonucunda bu suyun içme suyu olarak son derece uygun olduğu tespit edilir. Böylece Kalabak Suyu, Cumhuriyet’in planlı şehircilik anlayışının bir parçası haline gelir.


Saka Kültürü: Şehrin Sokaklarında Dolaşan Melodi

1930’lu yıllarda ilk tesisler kurulur. Başlangıçta üretim sınırlıdır, dağıtım ise tamamen insan gücüne dayanır. Ve işte burada Eskişehir’in hafızasına kazınacak Saka Kültürü doğar.

Sakalar; omuzlarında tahta kasalar, kasaların içinde cam şişeler, ellerinde düdükleriyle sokak sokak dolaşan emekçilerdir. Ama onları unutulmaz kılan şey taşıdıkları su değil, sesleridir. Düdükten çıkan o kendine has melodi, Cam şişelerin ritmik tınısı, Kapı önlerinden seslenen çocuklar, Annelerin pencereden uzattığı boş şişeler…

Bu ses, yıllar boyunca Eskişehir’in gündelik hayatının bir parçası olur. Sabah erken saatlerde başlar, akşamüstüne kadar sürer. Bir mahallede saka sesi varsa, herkes bilir: Kalabak Suyu gelmiştir. Bu melodi, zaman içerisinde bugün hâlâ Eskişehir’in sokaklarında dolaşan bir şehir ezgisine dönüşür. 


1940–1990: Kurumsallaşma ve Yaygınlaşma

1940’lı yıllardan itibaren Kalabak Suyu üretimi sistematik hale getirilir. Belediye bünyesinde tesisler geliştirilir, dolum standartları belirlenir. Cam şişeler yıkanır, sterilize edilir, tekrar tekrar kullanılır. Bu dönem Kalabak Suyunun şehir geneline tam anlamıyla yayıldığı dönemdir. Artık sadece merkezde değil, çevre mahallelerde de Kalabak içilmektedir.

Sakalar, şehrin tanıdık yüzleri haline gelir. Her mahallenin sakası bellidir. İnsanlar su alırken hal hatır sorar, iki laf eder. Kalabak Suyu böylece ticari bir ürün olmaktan çıkar ve sosyal bir bağa dönüşür.

Plastik şişeler, hazır sular, büyük markalar… Türkiye’de içme suyu alışkanlıkları değişmeye başlarken Kalabak Suyu direnir. Cam şişe geleneği uzun yıllar sürer. Tat değişmez. Kaynak değişmez. Eskişehirliler başka sular dener ama eve giren su çoğu zaman yine Kalabak olur. Çünkü Kalabak Suyu artık bir alışkanlık değil, kimliktir.


2000’ler ve Sonrası: Bir Şehir Simgesi

2000’li yıllarla birlikte tesisler modernize edilir. Dolum sistemleri yenilenir, hijyen standartları yükseltilir. Ambalajlar değişse de kaynak aynı kalır. Bugün Kalabak Suyu; Belediyeye ait olmasıyla, Ticari kaygıdan uzak yapısıyla, Onlarca yıllık sürekliliğiyle Türkiye’de eşine az rastlanır bir Cumhuriyet mirasıdır.Ve evet; o düdük sesi artık sokaklarda eskisi kadar duyulmasa da Eskişehirlinin hafızasında hiç susmaz.