Kent Sokakta

Kent Sokakta, Nuri Alço ile Mutluluk Üzerine Konuştuk

Bazen bir şehrin kalbini anlamak için kalabalık caddelerine değil, insanların hafızasında bıraktığı izlere bakmak gerekir. Kimi şehirler vardır; hızlarıyla büyüler, kimi şehirler ise insana kendini hatırlatır. Eskişehir, tam da bu ikinci türün en zarif örneklerinden biri… Sakinliğiyle, samimiyetiyle ve geçmişle kurduğu güçlü bağla, yalnızca bir yaşam alanı değil; bir duygu, bir hatıra, bir sığınaktır.

Sanat hayatının önemli bir bölümünü İstanbul gibi büyük bir metropolde geçiren Nuri Alço ile, mutluluğun peşine bu kez sokaklardan değil, hatıraların içinden baktık. Onun gözünden Eskişehir; yalnızca bir şehir değil, zamanın yavaşladığı, insanın kendine dönebildiği ve hayatın en sade hâliyle anlam kazandığı bir “mutluluk limanı”…

Bu samimi söyleşide, mutluluğun nerede başladığını, nasıl büyüdüğünü ve insanın hayatına nasıl kök saldığını birlikte keşfedeceksiniz.


Sanat hayatınızın büyük bölümü İstanbul gibi bir metropolde geçmişken ne rağmen, “mutluluk” dediğinizde neden aklınıza Eskişehir geliyor?

İstanbul, iş hayatı ve sektörün kalbi olması açısından vazgeçilmez bir şehir olsa da, oranın kaosu ve bitmek bilmeyen temposu insanı ruhen yorabiliyor. Benim için mutluluğun asıl koordinatları Eskişehir’dir. Buraya adım attığım an, İstanbul’un o boğucu trafiğinden, zamanı tüketen karmaşasından sıyrılıp gerçek bir dinginliğe kavuşuyorum. Şehirde geçirdiğim bir gün bile, Eskişehir’de geçirdiğim bir saat kıyasladığımda, buradaki huzurun paha biçilemez olduğunu görüyorum. Kendi memleketimde, ailemle ve köklü dostlarımla bir arada olmak, mutluluğun benim için en saf halidir.

Sizce Eskişehir’i “mutluluk limanı” yapan duygu nasıl tarif edersiniz?

Bu duygunun temelinde samimiyet ve güven var. Eskişehir’in o eşsiz mahalle kültürü, bir kahvehanede veya berber koltuğunda dostlarla edilen iki kelamın tadı hiçbir yerde yok. Burada paylaşılan her an, insana gerçek anlamda yaşadığını hissettiriyor. İnsanlarla hayata, dertlere ve neşeye samimiyetle bakabilmek ruhu daha iyi geliyor. Bu samimiyet iklimi sağlığımızı da olumlu etkiliyor; daha ılımlı, daha pozitif bir insan olmamızı sağlıyor.

Aradan geçen 50 yıla rağmen geçmişin izleri mutluluğunuzu nasıl besliyor?

Eskişehir’de her gelişimde aslında kendi çocukluğuma ve gençliğime dönüyorum. Adalet İlkokulu’nun bahçesinde bir an, Devlet Ortaokulu’ndaki bir arkadaşlık veya Atatürk Lisesi’ndeki o heyecan dolu yıllar… Bu köklerle temas etmek, beni bambaşka bir mutluluk seviyesine taşıyor. Mutluluk, insanın başladığı yeri unutmaması ve o hatıraları bugüne taşıyabilmesidir. Bu köklü aidiyet duygusu, insanın içindeki yaşam enerjisini her zaman diri tutuyor.


Mutluluğun fiziksel ve ruhsal sağlığınız üzerindeki iyileştirici gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mutluluk, aslında sağlığın en temel reçetesidir. Bugün en zorlu hastalıklara, mücadelede en birinci ilaç, sevdiğimizle kurduğumuz o sıcak ve güler yüzlü bağdır. Mutluluk, huzurun, insanın içindeki o derin dinginliğin ta kendisidir. Hayatın zor koşulları altında bile, sevdiklerimizle yan yana olmak, aile içindeki huzur, dostlar arasındaki samimiyet ve hayata gülen gözlerle bakabilmek, her şeyin başıdır. Kısacası mutluluk, hayata tutunmamızı sağlayan en büyük direnç kaynağıdır.