Mimarlık çoğu zaman çizgiler, ölçüler ve projelerle anlatılır. Oysa bazı mimarlar vardır; mekânı bir yapıdan çok bir his, bir yaşam biçimi, hatta bir ruh hâli olarak ele alır. Bugün konuğumuz olan Barbaros Apak da mimarlığa tam olarak bu noktadan bakan isimlerden biri. Genç yaşına rağmen, geçmişin izlerini geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturan; zamansız, sade ve insan odaklı mekânlar tasarlamayı hedefleyen bir mimar. Kendi ofisi Bado Mimarlık’ta, düşünülmüş, hissedilmiş ve yaşanmış alanlar üretiyor. Şubat ayı dosyamız İşini Aşkla Yapanlar kapsamında, mimarlığa genç bir gözle bakan, malzemeden ışığa, psikolojiden teknolojiye uzanan vizyonuyla Barbaros Apak’ı daha yakından tanıyoruz.
Mimarlık yolculuğun nasıl başladı?
Mimarlık yolculuğum, mimarlık fakültesine adım atmamla başladı. Ondan önce çevremde bu mesleği icra eden kimse yoktu ve mimarlığa dair güçlü bir altyapım da bulunmuyordu. Meslek seçimi sürecinde, hem sanatı hem de tekniği bir arada barındıran bir alan ararken mimarlıkla karşılaştım. Estetikle mühendisliği aynı zeminde buluşturması, düşünceyi somut bir mekâna dönüştürebilme gücü beni derinden etkiledi. Bu noktadan sonra mimarlık, benim için yalnızca bir meslek değil; zamanla kendimi ifade ettiğim, üretmekten keyif aldığım bir yolculuğa dönüştü.
Çocukluk yıllarında mimarlığa dair seni bugünlere taşıyan bir merak ya da ilgi var mıydı?
Klasik “küçükken Lego yapardım” hikâyesinden biraz farklı benimki. Çocukken yapı market gezmeyi çok severdim. Bugün hâlâ her projede karar verme aşamasında yapı market gezerim. Bu benim için çocukluktan gelen bir alışkanlık. Bunun dışında resimle ilgilenirdim, ders kitaplarım graffiti çizimleriyle doluydu. Renklerle ilişkim orada başladı diyebilirim.

Mimarlık aslında yaşamın tamamına dokunan bir alan. Mekân tasarlamak sana ne hissettiriyor?
Bölüme başladığımda sadece çizim yapacağımızı sanıyordum ama işin özü çok daha derin. Biz tasarladığımız insanı iyi analiz etmek zorundayız. Gününü nasıl geçiriyor, neyi seviyor, mekânı nasıl kullanıyor… Mekânın psikolojisi çok önemli. Çin’de Feng Shui, Hindistan’da Vastu Shastra olarak adlandırılan şey aslında tam da bu. Renklerin, malzemelerin ve ışığın insan psikolojisi üzerindeki etkisini iyi analiz etmek gerekiyor.
Geleneksel mimarinin izleri, tasarımlarında nasıl bir yer tutuyor?
Mimarlık çok güçlü bir kültürel süreç. Çatalhöyük’ten Kapadokya’ya kadar geçmiş medeniyetlerin bıraktığı izler bugün hâlâ bize yol gösteriyor. Açıklıklar, havalandırmalar, oranlar… Ama bir yandan da geleceğe dönük düşünmek zorundayız. Bizim hedefimiz zamansız tasarımlar üretmek.

Sadece mimari değil, iç mimarlık ve uygulama süreçlerinde de yer alıyorsun sanırım.
Daha önce çalıştığım ofislerde işin arka planında kalıyordum. Çizim yapıyor ama süreci takip edemiyordum. Ben tasarladığım işin mutfağında olmayı, uygulamayı takip etmeyi, müşteriyle birebir ilişki kurmayı istedim. Mimarlık eğitimi sadece çizim değil; insan analizi, çevre analizi, malzeme bilgisi ve en sonunda doğru sunumdur. Bu yüzden kendi ofisimi açmaya karar verdim.
Evinde kitap okumaya özel bir alan yaratmak isteyen okurlarımız için temel önerilerin neler olur?
Günümüzde ekran süremiz çok uzun. Bu yüzden kitap okuma alanları için mümkün olduğunca analog ortamlar öneriyorum. 3000–4000 Kelvin arası sıcak ışıklar, ahşap tonlar, bitkiler… Biyofili dediğimiz doğaya yakın tasarımlar hem sakinleştirici oluyor hem de odaklanmayı artırıyor.
Bu doğallık ihtiyacı nereden geliyor sence?
Doğaya duyulan özlemden. Betonarme yapıların içinde bile doğadan bir parça arıyoruz. Ahşap, taş, kil bazlı malzemeler bu yüzden bizi rahatlatıyor. Işık konusunda da beyaz ışık yerine nötr ve sıcak tonları tercih ediyorum. Ameliyathanede değilseniz beyaz ışığa gerek yok diyebilirim.

Takip ettiğin bir mimarlık ekolü var mı?
Bauhaus benim için çok ilham verici. Mimarlığın elit bir zümreye ait olmaması gerektiği fikri beni çok etkiliyor. “Less is more” anlayışı, az eşya–çok huzur yaklaşımı tasarımlarımda önemli bir yer tutuyor.
Bado Mimarlık ismi nereden geliyor?
“Barbaros Apak Design Office”in kısaltması aslında. Ama ben açılımından çok ismin yarattığı sade ve merak uyandıran etkiyi seviyorum. İsmin değil, işin öne çıkmasını istedim.
Son olarak Kent okurlarına neler söylemek istersin?
Kent Dergi’deki Mimarın Penceresi köşesinde; mekânın psikolojimize etkisini, malzeme trendlerini ve bir tasarımın fikir aşamasından uygulamaya nasıl geldiğini paylaşacağım. Render’ların arkasındaki süreci de anlatmak istiyorum. Bize iyi hissettiren mekânları birlikte konuşacağız.