manset

Sanatla Yoğrulan Bir Yaşam: Prof. Dr. Duygu Kahraman

Kent Dergi’nin Mart ayı özel sayısında, başarılarıyla gençlere ışık tutan, sanatın ve akademinin güçlü bir ismini konuk ediyoruz. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin yeni dekanı Prof. Dr. Duygu Kahraman ile seramik çamurunun sıcaklığından yapay zekanın geleceğine, kadın olmanın ötesinde “insan” olmanın kıymetine uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Hocam öncelikle yeni göreviniz hayırlı olsun. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin yeni dekanı olarak sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bu akademik serüven nasıl şekillendi?

Çok teşekkür ederim. Ben Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunuyum. Akademik yolculuğum, sanatta yeterlik sürecime başladığımda Anadolu Üniversitesi’nde açılan bir araştırma görevlisi ilanıyla başladı. O günlerde sadece bir denemek için geldiğim Eskişehir’i ve bu üniversiteyi o kadar çok sevdim ki, tam 17 yıldır bu ailenin bir ferdi olmaktan gurur duyuyorum. Seramik bölümündeki akademik çalışmalarımın ardından yaklaşık 10 yıl boyunca dekan yardımcılığı görevini yürüttüm. Şimdi ise Rektörümüzün takdiriyle dekanlık görevime başladım; fakültemiz için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Sanatla iç içe bir geçmişiniz olduğu çok belli. Peki, bu serüven çocuklukta nasıl başladı? Sizi bu yola kim yönlendirdi?

Kendimi bildiğimden beri sanata karşı büyük bir tutkum vardı. Çocukken bulduğum her malzemeyle bir şeyler yaratmak beni hep heyecanlandırırdı. Ailem yeteneğimi fark etti ve beni bu konuda her zaman destekledi; çocukluğum sergi salonlarında ve kitap fuarlarında geçti. Sanat benim için nefes almak gibi bir şey. Çamur bulamazsam kumaşla, kumaş bulamazsam kağıtla, hatta yeri geldiğinde harfleri ve kelimeleri bükerek üretmeye devam ediyorum. Bu sonsuz merak beni bugün olduğum noktaya getirdi.

Seramiğin hayatla ve özellikle kadın ruhuyla benzerliği üzerine çok naif bir yaklaşımınız var. Çamurun o sertleşme süreciyle yaşamı nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Aslında hepimiz kendimizi bir hamur gibi, bir çamur gibi yoğuruyoruz. Hayat bizi bazen pişiriyor, bazen de sertleştiriyor. Ben seramiğin yapısını kadına çok benzetiyorum. Çamur, o nasıl şekillenmek isterse öyle gider; siz ne kadar müdahale ederseniz edin, kontrol biraz da malzemenin elindedir. Seramik de kadın ruhu gibi kırılgandır, çatlayabilir ama aynı zamanda inanılmaz derecede güçlüdür. O hem naifliği hem de o sarsılmaz gücü içinde barındırır.

Sanatta multidisipliner bir yaklaşımı savunuyorsunuz. Plastik sanatlar dışındaki alanlardan nasıl besleniyorsunuz?

Sanat, eğer diğer disiplinlerden beslenmezse bir ayağı eksik kalır. Gelenek, tarih, edebiyat, sinema ve müzik… Hepsi birbirinin içindedir. Özellikle mimari yapılar ve fonetik sanatlar plastik sanatları besleyen en temel unsurlardır. Disiplinler arası bu etkileşim, sanatın çok daha güçlü ve derin olmasını sağlar.

Dergimizin bu sayısı başarılı kadınlara ve rol modellere ayrıldı. Sizin hem bir sanatçı hem de bir yönetici olarak toplumdaki kadın algısına ve akademik dünyadaki kadın varlığına bakışınız nasıl?

Aslında ben kadın-erkek ayrımından ziyade “insan” olma kavramını önemsiyorum. Kadın diye ayırdığımızda bazen bilmeden bir ötekileştirme yapmış oluyoruz. Tabii ki bir kadın olarak hemcinslerimin yanındayım ve adil bir dünyada yaşamadığımız için günümüz şartlarında pozitif ayrımcılığın gerekli olduğuna inanıyorum. Özellikle kız çocuklarının eğitimi ve kadınların sahada daha fazla yer alması, geleceğimiz için çok kıymetli. Anadolu Üniversitesi bu konuda çok güçlü bir örnek; birçok yöneticimiz kadın ve fakültemizde de kadın akademisyen oranımız oldukça yüksek.

Fakülte bünyesinde Dijital Oyun Tasarımı gibi yeni bölümler açtınız. Öğrencilerinizin mezuniyet sonrası istihdamı ve kariyer yolculukları için ne gibi adımlar atıyorsunuz?

Evet, Dijital Oyun Tasarımı bölümümüzü bu yıl kurduk ve harika ilerliyor. Bu sektör çok geniş ve öğrencilerimiz hem yazılımı hem tasarımı bir arada öğreniyorlar. İstihdam bizim için çok önemli; bu yüzden üniversite-sanayi iş birliğine büyük önem veriyoruz. Örneğin UNICERA gibi büyük fuarlara katılarak öğrencilerimizin henüz mezun olmadan sektördeki tasarımcı ve yöneticilerle bağ kurmasını sağlıyoruz. Mezunlarımızla iletişimimizi hiç koparmıyoruz; “Hayat Boyu Öğrenme” felsefesiyle her zaman onların yanındayız.

Yapay zekanın sanatı ve tasarımı taklit etme yeteneği bugün çok tartışılıyor. Bu teknolojik gelişim sizi korkutuyor mu, sanatın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Sanat duygularla yapılır ve duyguya sahip olan tek varlık insandır. Yapay zeka hayatla bağ kuramaz, empati yapamaz. Ona ne kadar done verirseniz verin, sunduğu alternatifler sığ bir suda dönmek gibidir. Biz öğrencilerimize yapay zekanın sadece bir araç olduğunu öğretiyoruz. Belki bir oyundaki nesneyi üretmekte kullanılabilir ama bir eserin bütününü var eden insandır. İnsanın yaratıcılığı ve duygusal derinliği hiçbir zaman bir yazılımla yer değiştiremez.

Son olarak, sanat yolundaki genç adaylara tavsiyeleriniz nelerdir? Ayrıca yakın zamanda okuyucularımızı bekleyen bir etkinliğiniz var mı?

Duygu Kahraman: Gençlere en büyük tavsiyem; asla sorgulamaktan ve üretmekten vazgeçmesinler. Okusunlar, gezsinler, görsünler ve motomot bir hayatı asla kabul etmesinler. Yakın bir tarih olarak da, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında bir sergi müjdesi verebilirim. 10 Mart’ta Anadolu Üniversitesi Çağdaş Sanatlar Müzesi’nde, Eskişehir’de yaşayan kadın akademisyen sanatçılarımızın yer alacağı muhteşem bir karma sergimiz açılacak. Seramikten resme, fotoğraftan videoya kadar her türlü plastik sanatın yer alacağı bu açılışa tüm okurlarınızı bekliyoruz. Sanatınız bol olsun.